Çare-acı-kamu üçgeni ve içindeki sen

“Evlatsındır.

tek çocuksundur. kardeşin olmamış. annen baban köyde fındık mevsiminin gelmesini bekliyorlardır. sen de yazın yanlarına gidiyorsundur yardıma. diğer zamanlarda şehirde 2 odalı evde yaşıyorsundur ailenle. kirası çok değil. doğalgazla ısınıyor ama. faturası bazen can yakıyor.

38 yıldır yaşam mücadelesi veren bir babasındır. iki çocuğun var. onları okutmaya çalışıyorsundur. biri liseye geçmiş. diğeri daha küçük. karın, komşu kızıydı. sevip aldın.

sözleşmeli personel maaşın her ay yatıyor hesabına. borcun yok. birikimin de yok. aldığınla evini döndürüyorsundur en çok. en büyük lüksün maaş günü eve aldığın tulumba tatlısıdır.

aklının bir kısmı babanlarda. aslında onlarla daha çok olmak istiyorsun ama iş güç aldatmacasında yoğrulup gidiyorsundur. onlarda seni okutmak istemişlerdi ama köy okulundan çıkıp yazılım mühendisi olman mümkün olmadı. o kadar romantik bir hikayen olsa zaten film konusu olurdun.

haftasonu köye gittin çocuklarla. babanı soluk gördün biraz. zayıflamış da. annen şikayet ediyor babanı sana. yemiyo, sürekli yatıyo diye. bir gece kalıp şehre dönüyorsun.

4 ay sonra bir köy ziyareti daha. baban daha zayıf. annen oğlum babanı alıp bi doktora götürelim diyor. belki hastadır diye düşünüyor. haklı olabilir. nihayetinde eski toprak kocakarı.

seninle birlikte 2 odalı eve geliyorlar. ertesi gün işinden izin alıp hastaneye götürme niyetindesin.

patron izin vermiyor.

perşembe günü vardiyanı arkadaşınla değişiyorsun. baban, sen, büyük oğlunla ilçe devlet hastanesine gidiyorsun. dahiliyeye randevu almış oğlun telefondan. doktor görüyor randevu saatinde. birkaç kan testi. öğleden sonra 2 de çıkıyo sonuçlar. bazı değerler problemli. bu yaşta başka şeyler olabilir diye bazı tetkikler istiyor. endoskopi, tomografi var listede. gidip onların da randevusunu alıyorsun. birisi haftaya salı. diğeri 11 gün sonra. mesai saaati bitti, eve dönüyorsun.

iki odalı evinde randevu gelsin diye bekliyorsun. babanın yemek yemediğini sen de farkediyorsun. tomografi çekiliyor. birkaç gün sonra çıkacakmış raporu. haftaya da endoskopi yapılıyor. doktor birşey görmüş olacak ki parça almış işlem sırasında. sonuç iki hafta sonra çıkacak. baban sıkıldı. yoruldu artık şehirde. köye dönüyor annenle.

raporun çıkma günü geldi. yine vardiya değişimi yapıyorsun arkadaşınla ki gidip gösterebilesin sonucunu. daha önce gördüğün doktor izinde. ona randevu yok. oğlun başka doktora alıyor randevuyu. doktor seni cerraha yönlendiriyor. nesi var diye sorduğunda, cerrah size anlatacak diyor.

cerrah ameliyatta. akşama kadar çıkmaz dediler. ertesi gün için ona da randevu alıyor oğlun.

yine gidiyorsun hastaneye. cerrah babanın kanser olduğunu ameliyat gerektiğini söylüyor. önemli ve riskli bir ameliyat. “fakülteye gidin siz” diyip muayeneyi sonlandırıyor.

iş oğlunda. fakülte polikliniğinden randevu alıyor. haftaya perşembe. babana da haber veriyorsun. çarşambadan geliyor şehre. ertesi gün doktor ziyareti. doktor bazı ilave testler istiyor. endoskopiyi tekrar yapacaklarmış. film sidisini de okutmaya vereceklermiş.

endoskopi perşembeye. 210 tl ödemesi varmış. cebinde var iyiki. parayı ayırıyorsun kenara.

film sidilerinin okuması da 200 tl. onu ödeyecek paran o gün yok. iş arkadaşından borç istiyorsun. onda da yok. iyiki kredi kartı almışsın ama bankadan. kartla ödüyorsun. sonuçlarla tekrar cerrah randevusu. fakülte bu. zor randevu almak falan.

ameliyat günü planlanıyor. pazar yatacak. salı ameliyat olacak.

doktor ümitli konuşuyor. herşey yolunda giderse hastalıktan kurtulabilecek baban. için rahatlıyor. huzurla eve dönüyorsun. devlet sağolsun. iyiki var.

pazar yatış tamam. pazartesi servis sekreteri bu ameliyat için bazı malzemeler gerektiğini söylüyor. ödemesi 2100 tl. firmacı çocuk geldi. ödeme ona yapılacak. acil değil ama. ameliyattan sonra ödeyebilirsin diyor. rahatlıyorsun. artık işyerin de sana izin veriyordur. vardiya değişmekle uğraşmıyorsun.

yine servis sekreteri. bu seferde ameliyat ödemesi olacak diyor. koca hoca yapacak ameliyatı. 4200 tl ödemesi var diyor. o da taburcu olacağı zaman ödenecekmiş. yine rahatlıyorsun. sürekli rahatlayıp duruyorsun. şanslısın.

ameliyat iyi geçiyor. bu sefer herkes rahat. annen kalıyor akşamları yanında.

taburcu günü geliyor sonraki hafta pazartesi günü. taburcu demek ödeme demek. oğlun reçete işleriyle uğraşıyor. sen fatura. firmacı da geldi. hastaneye kartla ödeme yapıyorsun. yatak ücreti diye birşey de aldılar. artık sormuyorsun ne için ödediğini. karıştı tüm hesaplar.

işlem tamam. babanı alıp eve gidiyorsun. haftaya kontrolü var. çarşamba gelin dediler. ilk lafın kontrol bedavamı diye sormak oldu. evet bedava dediler. ama patoloji sonucunu erken istiyorsanız bir 200 tl daha ödeyin dedi sekreter. yok dedin. normal sonucu bekleyeceksin.

kontrol günü gelmedi daha. evdesiniz. cumartesi sabahı zor geçiyor. babanın ateşi çıkıyor. üşüttüm galiba diyor. sen de onaylıyorsun. hastaneye gitmeye gerek yok zaten haftasonu doktor olmaz diyorsun. kredi kartında limit kalmadığını bir tek sen biliyorsun oysa.

pazar oldu. baban hala çok iyi değil. mecbur gidiyorsunuz. saolsunlar para almadan bir dünya film çekiyo fakülte. iltihap olmuş karnının içinde. bişe takıp boşaltacaklarmış. ameliyat gerekmez dediler. rahatladın. takılacak bişe hastanede yok ama. medikalden getirtecekler. onun da ödemesini sonra yapabilirmişim.

yatırdılar yine. yine oda parası alacaklar ama olsun. napalım. baban iyi olsun.

doktor endoskopi gerekiyo dedi. bişi takacaklarmış. endoskopi parası 200 tl. takılacak parça 750 tl. indirimli. dert değil. annen evde para verdi sana. fındık parasından ayırmışlar. tam zamanıydı valla.

herşey iyi gidiyor. 8 gün sonra baban yine taburcu. bikaç gün iki odalıda kalıp köye gidiyorlar.

artık fındık zamanı yaklaştı.

sen iyisin. baban iyi. annen iyi. büyük oğlun iyi.”

mutlu biten güzel bir hikaye. en azından anlatılan kısmı mutlu son gibi. sadece dinleyici için geçerli ama bu mutluluk hikayesi. öznelerin sonrasını bilmiyoruz.

bizim film senaryosu sandığımız ama yaşamın ortasındaki binlerce öyküden sadece biri bu uydurma hikaye. Özneleri değiştirip binlerce masal anlatabilirsin. hastalıkları değiştirebilirsin. nesneleri, rakamları değiştirebilirsin. ama hepsinin ana fikri aynı.

Devlet, güven demektir. hiçbirşey geride kalmadığında güveneceğin “EN” yüce mekanizmadır. sırtını dayayabilmelisindir ona. O, senin çaresizliğine çaredir, engeldir.

Allah, kimseyi çaresizlikle sınamasın.

Hiçbir evlat çaresizlik acısı ile sınanmasın.

Hiçbir baba çaresizlikle test edilmesin.

Devletin kendisinden deva dileyenleri ayrıştırması, en büyük insanlık suçlarındandır.

Devletin kendisine ulaşamayanlara el uzatmaması en büyük günahlardandır.

Devletin kapısına gelip yardım dileyene kapılarını kapatması en büyük acılardandır.

Biraz merhamet gösterin. Kamunun en kutsal görevidir bu. Devlet, çare olabildiği kadar devlettir.

Sevgili Kamu Hastanesi Yöneticileri,

Belki gün gelecek, Allah sizi affedecektir.

Ama ne insanlık, ne de tarih sayfaları, sizleri affetmeyecek.

Yatacak yeriniz yoktur.

ps: Görsel, Dağ-2 filminden alıntıdır.

Yorum yaz