Gregor’u ararken (1.bölüm: Uyanış)

kabuslarla dolu rüyamdan uyandığımda kendimi yatağın içinde, bir insana dönüşmüş olarak buldum..

soğuk değildi. ama üşüyordum. çok az tecrübe ettiğim bir his bu. acı gibi yakan bişey. ama değil. kanatlarımda hissediyordum en çok. kanat dediğime bakma. o eski beyaz tüylerim yoktu artık üzerinde. tamamen tüysüzdüm kafamın üzerindeki uzun siyah şeyleri saymazsam. uzun süre baktım kollarıma. ikisi de aynı idi. sonra aşağı çevirdim kafamı. gövdemde de, bacaklarımda da yoktu bişey. hepsini düşününce üşümemin sebebini anladım. çıplaktım.

yatağım her zaman yattığım yer idi. ağaç parçalarını toplayarak iki ayda yapmıştım onu. limandaki kırmızı teknenin içine kurmuştum. aylarca tekneye kimsenin gelmediğini farkettiğimde oraya kurmaya karar vermiştim. hem yemeğe yakındı. hem de yağmursuzdu. giden gelen de olmazdı. bilmezdiler burayı. bazen Musa gelirdi oturmaya. bazen karısını da getirirdi. bir keresinde de Urka yı getirmişti. adam bekardı. mavi tüyleri vardı. sanırım onunla çiftleşmemi istiyorlardı. hiç olmadı. hiç anlaşamadık onunla. sonra göçmen hippilere katılıp mısır a gittiğini duydum. sessiz sakin yaşayıp gidiyordum ben. en büyük zevkim sabah uyandıktan sonra çıkabildiğim kadar yukarı uçmak, hızlı bir şekilde denize dalmaktı. genellikle hedefimde küçük bir balık olurdu ama şart değildi. az yukarda limanın diğer tarafında insanların attığı simit parçaları daha güzeldi kahvaltı için. yüzümü yıkamak için geliştirdiğim keyif verici bir teknikti bu dalış. yine yükselmek istedim. teknenin dışına çıktım. yerde kum ıslaktı. deniz gece kayığa kadar yükselmiş muhtemelen. şimdi ondan kalan ıslaklık bacaklarıma ayrı bir titreme yaşatıyordu.

olmadı. uçamadım.

kanatlarımı çırpmaya çalıştıkça hiçbir şey kıpırdamıyordu. olduğum yerde duruyordum. hasta olduğumu düşündüm. elbet bir gün düzeleceğini bilerek ısrar etmemeye karar verdim. tüm gün oturdum deniz kenarında. simit yemeyi unutmuştum. deniz yeniden yükselmeye başlayınca da yeniden tekneye çıktım. kabusun bitmesini dileyerek uyudum.

daha da üşümüş bir halde uyandım. değişen birşey olmamıştı. sanırım ömrümü bu şekilde devam ettirmek zorunda idim. en azından bir süreliğine. bende bu durumdan nasıl yararlanabileceğimi düşündüm. en iyisi, insan taklidi yapmaktı. yukardan onları gözlemlerken yanlarına yaklaşamazdım. ya ayakları ile saldırırlardı. ya da ellerine geçen birşeyi fırlatırlardı. simit atan romantikler dışında sevenim olmamıştı. şimdi onların içinde, yakınlarında olma fırsatı yakalamıştım. bu çıplak halimle onların içinde olamayacağımı biliyordum. bugüne kadar ya 3 ya da 4 kere tamamen çıplak insan görmüşümdür. yatak odalarının perdelerini açık bırakan insanlardı onlar da. bizim yaptığımızdan biraz farklı idi ama onların da çiftleştiklerini biliyordum. tuhaf görünüyorlardı. şu an benim olduğum gibi. üzerime birşeyler giymem gerekiyordu. hayata yukardan bakmanın en iyi yanı buydu galiba. nerde ne var biliyordum. üç sıra yandaki küçük motorun içinde giysiler olurdu hep. sahibi denize çıkmadan önce dünya giysilerini çıkarıp, deniz giysilerini giyerdi. erkek kıyafetiydi ama üzerime olacağını düşünmüştüm. kadınların da pantolon giydiğini görmüştüm birçok kez. denedim. pantolon fena olmadı. gömlek çok büyük göründü. yağmurluğu da giyersem sorun kalmayacaktı ama. hem de belki biraz ısınmış olacaktım dünden beri ilk defa.

sahile çıktım. oturdum bir kaldırımda. geçenleri izledim. hergün gördüğüm insanlardı çoğu. bu kez garip garip bakmıyorlardı bana. onlardan biri idim artık. 1 saat oturdum. belki de 2. oturunca da üşünüldüğünü öğrendim bu sürede. ne çok üşüyomuş bu insanlar. artık yürüme vaktim gelmişti. aklımda çok kişi vardı yakından görmek için. ama nasılsa vaktim vardı. biraz yürüyüp tekneye döndüm. iki gün boyunca uyudum.

……………………….

p.s.: kafka ya yanıtımdır. 4 bölümün ilki.

fotoğraf: Ali Güner

Yorum yaz