Gregor’u ararken (2.bölüm: Arayış)

uyandım. hiç rüyasız bir uyku idi. garip geldi. acaip canlılara dönüştüğüm rüyalarım olmuştu ama insana dönüştüğüm bir rüyam hiç olmamıştı. rüyasını bile bilmediğim birşeyi yaşamak zorunda idim. yine ilk işim uçmaya çalışmak olmuştu. beceremedim. düzeleceğini biliyordum ama. bir canlı uçmanın verdiği özgürlükten mahrumsa neden yaşasın ki diye düşündüm. düzelene kadar katlanacaktım. az ilerde musa ve sinem i gördüm. beni görmek için gelmişlerdi muhtemelen. el salladım burdayım der gibi. baktılar sadece. yaklaşıp konuşmak istedim. kaçtılar. tanımamışlardı beni. kendimi tanıdıklarıma anlatacak bir yönteme ihtiyacım vardı. düşündüm. bulamadım. çıkardığım sesler eskisi gibi değildi. sadece benim bildiğim bir lisanı konuşuyor gibiydim. sanırım bu insan dili idi. insan taklidi yapmakta zorlanmayacaktım demek ki.

artık kalabalıklar içine girme vaktim gelmişti. zaten insanlarla yakın olmak istiyordum. onlara benzemiyorum diye yakınlaşamamıştık ama şimdi elime fırsat geçmişti. ilk hedefim o iki katlı evdeki sarışın çocuktu. yüzünde, kafasında, çenesinde değişik tüyler olurdu. sarı, kahverengi, siyah karışımı bir renk. bazen uzun uzun oluyordu. bazen çok kısa. tüy dökme mevsimine göre değişiyor sanırsam. o en çok konuşmak istediğim insandı. onu bulmaya karar verdim ve sahilden yukarı yürüdüm. ilk kez şehre adım atıyordum. zor bir işmiş bu. uçarak 4-5 saniyede bulduğum evi yürüyerek bulmam iki gün sürdü. oturdum binanın karşısındaki kaldırımda. evi bazen daha yakından görüyordum ama ilk defa ona mahallenin içinden bakıyordum. ışıklar yanmıyordu. zaten alt katta hiç ışık olmazdı. bazen üst kattaki balkon odanın ışığı yanardı. zaten onu da ilk o balkonda otururken görmüştüm. çok kez gittim yanına. tepkisiz bakardı bana. elinde hep bir sigara. ve içinde sıcak bişey olan bardak. yemeğini hiç paylaşmamıştı benimle ama sanki sigara dumanını bana üflüyor gibiydi her seferinde. beklemeye karar verdim. gelmedi.

ertesi gün yine aynı yerdeydim. gün boyu oturup bekleyecektim onu. daha 40-50 dakika geçmişti ki hiç tanımadığım bir adam geldi yanıma. birşeyler söyledi anlamadım. sesi gittikçe yükseliyordu ama hiçbir şey anlamıyordum söylediklerinden. insan dilini de bilmediğimi ilk o an anladım. korktum. ayağa kalktım. kanadımdan tutup çekiştirmek istedi. kanadımı kurtarıp kaçmaya başladım. bikaç metre peşimden koştu ama sonra vazgeçti. hiç durmadan tekneye kadar koştum.

yine gidecektim. bu sefer erken gidecektim ama. sokakta çok az insanın olduğu bir saatte oradaydım ertesi sabah. gün daha yeni ağarmıştı ama üst katın ışığı yanıyordu. balkonda onu gördüm. o beni farketmedi. bir süre sonra içeri girdi. alt kapı açıldı. evden çıktı. peşinden gitmeye karar verdim. neden bilmiyorum ama onunla gözgöze geldiğimiz anları düşünüyordum sürekli. yine istiyordum aynısını. bu sefer insan olarak. otobüs durağına kadar takip ettim. 114 numaralı otobüse bindi. peşinden binmek istedim. yine kanadımdan tuttu birisi. söylediklerini anlamadım ama beni aşağı indirdi. otobüse binmek için insan dili konuşuyor olmak gerekiyor diye tahmin ettim. bende koşmaya karar verdim. eski ben olsaydım üstünden uçarak giderdim ama bu sefer işler biraz daha karmaşıktı. otobüs hızlandı. yetişemedim. gözden kayboldu.

sabah erkenden uyanıp yine uçmaya çalıştım. olmadı.

keşke daha çok görseymişim onu daha önce. koşa koşa evinin oraya gittim. hava aydınlanmamıştı. yine balkonda sıcak sıvısını ve sigarasını içiyordu. balkon pervazında birisi vardı bu kez. o da beyaz tüylü idi ama arada siyah siyah desenleri olan bir beyazlık. tanımıyordum. daha önce hiç görmemiştim. sigara dumanını ona doğru üflüyordu. o da simit yakalıyormuş gibi dumanı yakalamaya çalışıyordu. aralarında eğlenceli bir oyun geliştirmişlerdi sanırsam. neden ben bunu daha önce düşünmedim diye üzüldüm. ilk gidişlerimde kanadımdan tutup çekiştiren adam ise ortalarda yoktu. sanırım bu saatte az insan oluyordu dışarda. aynı şeyi bir daha o mahallede yaşamadım. hep böyle devam etti. gittim. seyrettim. beni hiç görmedi. hiç konuşamadık.

evden çıktığında artık takip etmiyordum onu. nasılsa durağa kadardı onu görme sürem. gördükten sonra şehrin başka yerlerine gitmeye karar verdim. çok zordu. gittiğim her yerde tanıdık yüz arıyordum. konuşacak kendimi anlatacak birileri. hiç olmadı. kimse benimle konuşmadı. en azından anlayabileceğim birşey söylemediler. akşam olup tekneye her döndüğümde ben bugün ne yaptım diye soruyordum kendime. onu görmem dışında hiçbirşey yoktu elimde. sadece 7-8 saniye süren bir an. geriye kalan anlarda ise yapacak birşeyler arıyordum. yoktu. yürümek, koşmaktan başka birşeyim yoktu. belki insanlar için normal olan bu şey, benim gibi ömrünü uçarak geçirmiş birisi için acı verici idi. daha önce düşündüğüm şey geldi aklıma. özgürlüğü olmadan nasıl yaşar bir canlı. bu cevapsız soruyu başka sorular izledi. amacı olmadan neden yaşar bir canlı. kendini anlatamadan neden yaşar. ona dokunmadan onunla konuşamadan nasıl yaşar.

insan oluşumun üzerinden 42 hafta geçmişti. cevabını bulamadığım sorular her geçen gün artıyordu. sadece nefes alıp veren, bazen de simit yiyip yürüyen bir canlı olmuştum. daha önce çiftleştiklerim artık beni tanımıyorlardı. konuşmaya çalışıyordum sık sık insanlarla. herkes kafasını çeviriyordu. söylediklerimi anlayacak birisi yoktu. bana konuşacak kimse yoktu. ilk uyandığımda ne güzel birşey olmalı bu insan olmak dediğim şey artık bir kabusa dönüşmüştü benim için.

bir hiç olduğumu düşünmeye başlamıştım.

…..

p.s.: kafka ya yanıtımın ikinci bölümüdür.

fotoğraf: Ali Güner

Yorum yaz