Gregor’u ararken (3.bölüm: Terkediş)

senmisin o? yoksa, sendeki ben mi?

yeni bir anlamsız güne daha uyandım.

hiçbirşey yapmak istemiyordum. onu görmekten de vazgeçmiştim bir süre önce. uçmaya çalışmaktan da. ayaklarımı suya sokup denizi izlemek istedim. terliklerimi çıkardım. pantolonumun paçalarını biraz yukarı katladım ıslanmasın diye. biraz hareketsiz bekledim. su berraktı. bikaç çaça ailesi gördüm. yiyecek arıyorlardı galiba. çok kalmayıp gittiler. üç iskorpit geldi sonra. ayaklarıma kadar yaklaştılar. ne kadar çirkindiler. acaba onlarda beni öylemi görüyorlardı. sonra eski halimi düşündüm. güzelmiydim acaba eskiden. ya da şimdi. bilemedim. sanırım güzeldi bu halim. iskorbitin çirkinliğini gören biri için sanırım herkes güzeldi. sonra kendimi hiç görmediğimi farkettim. acaba insan olarak neye benziyordum. kendimi suyun dışına attım. bana beni gösterecek bir su birikintisi aradım. az ilerde dere kenarında biriken suda görebilirim diye düşünüp koştum oraya. çamurluydu su. olmadı. sahile çıktım. yürüdüm. ilerde tavuk satan bir dükkan vardı. oraya gittim. onlar tavuk diyorlar ama bana nedense hep harunu hatırlatıyordu o ekmek içine koyduğu. içeri girdim. duvarda yansımalar vardı. karşısına geçip kendime baktım.

çok güzeldim.

uzun süre seyrettim kendimi. etrafımda gidip gelen insanlar vardı. görmüyordum onları ama biri bana öyle sert çarptıki. düştüm. kendimi izlemek ne garip birşeydi. kendimi görünce etrafta merak ettiğim herşey önemini kaybetti. bundan sonra ne zaman mutsuz olsam kendimi izlemeye karar verdim. çok güzeldim.

tekneye döndüm. iskorpitler ordaydı hala. ekmek içindeki tavukları düşündüm. sende orada olabilirdin dedim balığa. durdu. bana baktı kafasını sudan çıkarıp. acaba dediğimi mi anlamıştı. yoksa o da mı güzelliğime bakıyordu. bilemedim.

madem ışıl ışıl bir güzelliğim vardı. neden insanlar beni farketmiyordu peki. sahile geri dönüp bir kaldırıma oturdum. iki saat kimse farketmedi beni. yanımdan gelip geçtiler. en son simit satan bir adam durdu yanımda. bana simit uzattı. alışık değildim bütün simit yemeye. almadım. simiti sepetine koyup yanıma oturdu. hiç ses etmedi. bu kadar uzun süre konuşmadan duran ilk insandı. iki kişi simit almaya geldi yanına. onlara da simit uzatıp karşılığında demir birşeyler aldı. ama hiç konuşmadı. onun da sesi çıkmıyordu. görüntüsü insandı ama acaba o da mı bir sabah bu halde uyanmıştı. neydi daha önce. yoksa tanıdığım birimiydi. çiftleştiğim. yumurtalarımın babalarından mıydı. bilemedim. ama bugüne kadar beni farkeden ilk insandı. diğerleri gibi sadece yürüyen bir beden değildi. sessizce kalkıp gitti. seyrettim gözden kaybolana kadar.

geleceğimi ilk kez onda görmüştüm. sevmedim. neden yaşayacaktımki bu insan halimi. simit satmak için mi. daha düne kadar zaten bana verip duruyorlardı. özgür olduğum günleri düşündüm. özgür olmadıktan sonra sahip olacağım hiçbişeyin beni mutlu etmeyeceğini. güzelliğimin bile. tekneye geri döndüm. en huzur bulduğum yerdeydim.

gitmişti balıklar. durdum. peşlerinden bakındım. göremedim nereye gittiklerini. ne uçsuz bucaksız bir deniz bu dedim. acaba eski benden daha mı özgürdü onlar bu engin sularda. en azından öyle görünüyorlardı. madem uçamayacaktım, madem uçmaktan vazgeçmiştim acaba bu sefer de suda özgür olmayımı denesem diye düşündüm. özgür olmak bahanemdi belkide. insan olmaktan sıkılmıştım galiba. yürümekten sıkılmıştım. onu takip etmekten sıkılmıştım. amaçlarımı teker teker yitirmekten sıkılmıştım. çok kısa sürede güzelliğimden bile sıkılmıştım. açıkcası, hiç olmaktan sıkılmıştım. hiç musaya benzemiyordum bu halimle.

dönüp bir kez daha şehre baktım. dumanlı idi. güneş batmak üzereydi. birçok mevsim geçmiş yine soğuklar gelmişti. insan görünmüyordu. suya dönüp baktım tekrar. kendimi bıraktım. ilk uyandığımdaki üşümeyi hissettim yine. ama güzeldi. daha derine gitmek istedim. ayaklarımla ileriye hamle yaptım. su derinleştikçe daha güzel görünüyordu. dipte birkaç kaya parçası vardı. aslında daha önce suya girdiğim çok olmuştu ama bu kadar derini hiç görmemiştim. sanırım insan gözü daha iyi idi su içinde. ya da yukardan bakarken detaylarını kaçırabiliyorduk derinlerin. bilemedim yine. bir süre yüzeyde devam ettim. arada kafamı çıkarıp nefes almam gerektiğini biliyordum. biraz ilerleyip durdum. kafamı çıkarıp şehre baktım. tüm anlamsızlıklarım gözümün önünden geçti. tekrar suya daldım. kafamı çıkarmak istemedim bu kez. daha derine doğru yüzmeye çalıştım. zaman geçtikçe nefes ihtiyacım artıyordu. önemsemedim. bi zaman sonra gözüm kapandı. artık düşünemiyordum. hiçlikten, yokluğa doğru ilerliyordum.

…..

p.s.: kafka ya yanıtımın üçüncü bölümüdür.

fotoğraf: Ali Güner

Yorum yaz