Şimdi açsam pencereyi beklesem..

Balkonda uyuyakalmışım yine. Kışın yapamıyordum bunu ama bu zamanlarda çok güzel oluyordu sızıp kalmak. Gün daha yeni aydınlanıyordu. Sabah rutinlerimi şuursuzca yapıyordum bir süredir. Traş olmaktan vazgeçmiştim. İyice kirli çirkin birisi olmuştum. Odama geçip kahve suyumu kaynattım. Su henüz kaynamadan sigaramı yakmıştım. Sonuna gelmiştim ki ketılın düğme sesi geldi. İçeri girip bardağa iki tam dolu kaşık kahve koydum. Kaynamış suya biraz soğuk su ekleyip kahveme ilave ettim. Çok kaynamışken içemiyordum. Ağzımda yara çıkıyordu. Bardağımı alıp balkondaki sandalyeme oturdum. Aslında çok rahatsız edici çıkıntıları vardı ama nasıl oluyorsa geceleri üzerinde uyurken hissetmiyordum onları. Bugünümün nasıl geçeceğini düşünmeye başladım. Hemen vazgeçtim sonra. Aynısı olcaktı. Dün ile aynı. Ondan önceki ile de aynı. Çok uzun zamandır hep aynı idi zaten. Kahvemi içerken üçüncü sigaramı yaktım. Hep üç tane içerdim sigara molalarımda. Aç değildim. Ama odamda dünden kalmış pizza parçacıkları duruyordu. Balkon masasına çıkardım. Ben işe gidince gelip yiyordu kuşlar böcekler. Sanırım kargalardı en çok gelen. Hiç görmedim kimin geldiğini. Ama akşam döndüğümde masayı hep boş buluyordum.

Üstümü giyinip çıktım. Karşı kaldırım yine boştu. Artık tahammül etmekte zorlandığım yaşamımdaki tek heyecan haline gelmişti onu görmek. İlginçtir ki, göremeyince de heyecanlanıyordum. En azından bir süredir böyle avutuyordum kendimi. Ama artık gelmiyordu. Biraz beklemeyi düşündüm ama heyecanı kaçsın istemiyordum ona olan özlemimin. Durağa doğru yürüdüm. 115 geldi bugün. Bir türlü ezberleyememiştim bunları ama gideceğim yere götürüyorlardı beni.

Yine büyük caddeye varınca indim. Dışı aynalı olan kocaman plazaydı bizim işyeri. Uzaktan bile seçmesi kolaydı. Durağa da iki dakika yürüme mesafesinde idi. Kapıdaki güvenlik beni yine ilk kez görüyormuş gibi baktı. Adam hala tanımıyordu beni. Kimliğimi kapıdaki manyetik alana okuttum. Ne zaman bunu yapsam önündeki ekrana bakar kimliğimi öğrenmeye çalışırdı. Adım, soyadım, çalıştığım kat, firma, ve tüm diğer bilgilerimin ekranda göründüğünü biliyordum. Asansörle odama çıktım. Asansörde kırkıkinci katın düğmesine her bastığımda bilinç düğmemi de kapatıyordum aslında. Akşam olup güvenlik görevlisine iyi akşamlar diyene kadar neler yaşadığımı bilmiyor, hatırlamıyordum. Sanırım yılların sıkıcı rutininden böyle kurtarıyordum kendimi. Çıktım. Eve döndüm. Odama çıkıp ketılın düğmesine bastım. Aç değildim. Sanırım o aynalı binada iken yemek yiyordum arada bir. Acıkmamamın başka açıklaması olamazdı. Acaba bu sefer nerede uyuyakalacağımı düşünürken ketıl sesine uyandım. Durup durup uyuyakalıyordum. Kaldırım yine boştu. Gelmeyeceğini anlamıştım. Beni hiç görmemişti. Hiç konuşmamıştık. Ama artık benim ona gitme vaktim gelmişti.

Sabah rutinlerimi tamamlayıp dışarı attım kendimi. İşe gitmeyecektim bugün. Bir gün gitmesem güvenlik görevlisinden başka birinin farketmeyeceğini biliyordum. Spor ayakkabılarımı ve kapişonlu sivitimi giymiştim. Daha önce de böyle takip etmiştim onu. Tüm gün arkasında dolaştıktan sonra deniz kenarında bir tekneye gitmişti. Denizi izlemeye gittiğini sanmıştım. Orada yaşadığını anlayınca şaşırmıştım. Bir evsize mi aşıktım ben diye düşünmüştüm. Yine o teknenin yanına gittim. Üzerinden biraz zaman geçmişti ama aynı yeri bulmam zor olmadı. Daha önce içine girdiği tekne yoktu orada. Yanındakilere bakmaya çalıştım. Bir yandan da birisi görecek diye korkuyordum. Sanırım sekiz farklı tekneye baktım. Yoktu. Yine şehirde yürüyüşe çıktığını anladım. Demekki gerçekten erken kalkıyordu her gün. Beklemeye karar verdim. Bir ara sahildeki kalabalığa karışırsam zamanın daha rahat geçeceğini düşündüm. Yıllardır hiçbir günü tam yaşamamıştım nasılsa. Bir gün demek 3-5 saatlik bir süre idi benim için. Gerisi karanlık. Bugün çok uzun olacaktı. Denize giren insanlar vardı etrafta ama tekneye gelen giden yoktu. Akşam oldu. Gelmedi. Gece oldu. Gelmedi. Bugün gelmezse yarın gelir diye düşündüm. Ayakta durmaktan yorulmuştum. Kum üzerine uzanayım dedim. Acaba bugün de burada mı uyuyakalacağım diye düşündüm.

………………………………………………………………

p.s.: Başlık, Cemal Süreya’dan alıntıdır.

Hikaye: Anonim

Fotoğraf: Ali Güner

Yorum yaz